Diyar-i Türk

Mestan’dan tarihi analiz

Bulgaristan DOST Partisi Genel Başkanı Lütfi Mestan 1989 göçünün 28. Yıldönümü nedeniyle bir yazı kaleme aldı. Deneyimli politikacı “Gerçekleri İtiraf Beklentisiyle” başlıklı yazısında, yaşanan trajediden, komünist rejimin Ahmet Doğan ve HÖH’ü nasıl piyon olarak kullandığına kadar birçok önemli konuyu en ince ayrıntısına kadar kaleme aldı. Bugün, II. Dünya Savaşı sonrası yaşanan en büyük zorunlu göçün […]

Bu Haber 31 Mayıs 2017 - 1:49 'de eklendi ve 5656 kez görüntülendi.

Mestan’dan tarihi analiz

Bulgaristan DOST Partisi Genel Başkanı Lütfi Mestan 1989 göçünün 28. Yıldönümü nedeniyle bir yazı kaleme aldı. Deneyimli politikacı “Gerçekleri İtiraf Beklentisiyle” başlıklı yazısında, yaşanan trajediden, komünist rejimin Ahmet Doğan ve HÖH’ü nasıl piyon olarak kullandığına kadar birçok önemli konuyu en ince ayrıntısına kadar kaleme aldı.

Bugün, II. Dünya Savaşı sonrası yaşanan en büyük zorunlu göçün 28. yıl dönümüdür. Komünist iktidarın kararı ile Bulgaristan’dan yaklaşık 400 000 Bulgaristan vatandaşı sınır dışı edilmiştir. Komünist diktatör Todor Jivkov yapmış olduğu konuşmasında bu kararı alaycı bir şekilde sınırların açılması ve diğer ülkelere seyahat serbestliği olarak tanımlamıştır.

Peki, gerçek nedir?

1989 yılının Mayıs ayı sonunda ve Haziran ayı başında Paris’te yapılması öngerülen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı, ilk insani boyut konferansı niteliğinde olup, Bulgaristan’dan insan hakları gruplarının faaliyete geçmesini tetiklemiştir. İnsan Hakları Korunma Demokratik Birliği, Bulgaristan’da İnsan Haklarını Koruma Bağımsız Derneği ve „Viyana’89” Destekleme Derneği, zorunlu asimilasyona karşı Türklerin ve Müslümanların protestolarını hazırlayan temel kurumlardır.

Gözlemci verilerine göre Bulgaristan’ın Kuzeydoğusunda ve Güneydoğusunda yapılan protestolara yaklaşık 70 000 vatandaş katılmıştır. Hatta bu veriler totaliter rejimin baskıcı devlet daireleri tarafından da doğrulanmıştır. Kus, Кliment, Todor İkonomovo, Ezerçe ve Medovets köylerinden yaşayan insanların bir kısmı rejimin kalaşnikov silahları ile delik deşik edilerek şehit edilmiş, yüzlercesi de yaralanmıştır. Dünyanın bir çok haber ajansı trajik olayları dünyaya duyurmuş ve komünist yönetim dış güçlerin baskı altında kalmıştır. Todor Jivkov’un başka bir çıkış yolu kalmamış ve sınırları açmıştır. Lakin burada Bulgaristan dışına gönüllü çıkmak kesinlikle söz konusu değildir. Bu kararın sadece Türk ve Müslümanları kapsaması, bu insanların da büyük bir kısmının yetkililer tarafından düzenlenen ve verilen pasaportlar ile Bulgaristan sınırlarını 24 saat içerisinde terk etmek zorunda bırakılması, bu sürecin çok kapsamlı bir etnik temizlik olduğunun en açık göstergesidir.

Sınırdışı edilenlerin küçük bir kısmı Batı Avrupa’ya göç ederken, yaklaşık 400000 kişiyi Türkiye Cumhuriyeti himayesi altına almıştır.

Bulgaristan Devleti ve demokratik toplum, 28 yıldır 1989 yılının Mayıs ayında komünist rejime karşı gösterilen bu direnci, ortaya konulan karakteri, rolü ve yeri hakkında bir görüş birliğine varamamış, gerçekleri içeren bir değerlendirme yapmayı başaramamıştır. Bunun sonucu olarak hem Bulgaristan Devleti, hem demokratik toplum, HÖH’ün siyasi mitoloji ile değiştirdiği gerçeklerin işbirlikçisi durumuna düşmektedir.

Diğer partilerin sessizce kabullenmesiyle, HÖH gerçek dışı teoriler üreterek Ahmet Doğan barışçıl Mayıs protestolarını hapisten organize eden ve yöneten kişi rolünü üstlenmiştir. Bu küstahca kurgulanan yalan, 27 Mayıs 2017 tarihinde Medovets Köyünde dile getirilen; “HÖH komünist rejimi düşürmüştür” alaycı yalanı ile tamamlanmıştır.

Gerçekler farklıdır

1971-73 ve 1984-89 yılları arasında uygulanan sözde “soya dönüş” prosedürlerine karşı Türklerin ve Müslümanların direnişleri, 1989 yılının Mayıs ayında doruk noktasına ulaşmıştır. Bu Direniş, 1956 yılında Macar ayaklanmasının, 1968 yılında Paris Baharı’nın ve geçmiş yüzyılın başında Polonya’lıların Solidarnost Hareketinin Bulgaristan’daki siyasi analoğudur. Bu direnişin gerçek kahramanı Bulgar muhalefeti ve birçok Hristiyan tarafından da desteklenen Türk ve Müslüman topluluğudur.

Ayrıca burada başka bir fenomenin de altı önemle çizilmelidir. O da bağımsız basındır. Özgür Avrupa, Doyçe Vele, BBC, Amerika’nın Sesi, Türkiye’nin Sesi, Franc Press Ajansı başta olmak üzere, protestocuların kalplerinin attığı daha onlarca radyo frekansı Mayıs olaylarının ilham kaynağı olmuştur. Hiçbir parti bu kahramanca direnişi benimseme hakkına sahip değildir. Çünkü o dönemde sadece Bulgar Komünist Partisi vardır. Tabi formalite icabı var olan BZNS ‘yi saymaz isek.

Mayıs olaylarına, direnişine hak edilen tarihi önemin verilmesinin zamanı çoktan gelmiştir. Bu olaylar Bulgaristan’ ın demokratik takvimine dâhil edilmelidir ve sırasıyla parti protokolü ile değil, demokrasiye yakışır bir şekilde resmi devlet protokolü ile onurlandırılmalıdır. Bunun haricindeki her şey tarihi gerçekler ile, şehitlerin ve direniş kurbanlarının anısı ile alay niteliği taşımaktadır.

1989 yılının Mayıs ayı olayları gerçeğinin, Ahmet Doğan efsanesiyle değiştirilmesi Bulgaristan’ın tam demokrasiye geçiş sürecine leke sürmektedir. Bu mitoloji postkomünizmin iç ve dış stratejik merkezleri tarafından HÖH ‘ün oluşturulması senaryosunun temelindedir. Bu güçler sözde “soya dönüş” sürecinin bırakmış olduğu miras nedeniyle, sayıları 1 Milyonu aşan Türk ve Müslümanların doğal olarak demokrat olacağını ve Bulgar Komünist Partisinin mirasçılarına oy vermeyeceklerinin gayet farkındalar. Bu güçler ilerleyen dönemde; “Bizden olana oy vermeyecekler ise demokrasi yanlısı güçlere de oy vermelerini engeleyelim” prensibiyle, kendi denetimleri altında olan, sözde bağımsız siyasi kuruluş oluşturmuşlardır. Bu da HÖH’tür.

Bu parti adında yer alan, hak ve özgürlükler için kurulmamıştır. Bütün Bulgaristan’ ın demokratik sürecini ve Bulgaristan’da yaşayan Türk ve Müslümanların hak ve özgürlüklerinin kontrolünün telkin edilmesi amacıyla kurulmuştur.

Dönemin İçişleri Bakan Yardımcısı Grigor Şopov’un kesin emri, komünist rejimin zulmüne karşı direnen kişilerin, siyasi mahkûmların ve sözde “soya dönüş” sürecine aktiv olarak karşı çıkan kişilerin vatanına geri dönmelerinin engellenmesi yönünde olmuştur. Böylece BKP gayet tedbirli davranarak, 22 Aralık 1989 yılında serbest bırakılan ilk mahkümlar grubunda bulunan Ahmet Doğan’ın yolunu temizlenmiştir. Diğer mahkûmlardan bazıları, Şubat ayına kadar, bazıları ise 1990 yılının Temmuz’una kadar hapiste bekletilmiştir. Aşamalı olarak serbest bırakmalar ve Doğan’ın ilk gruba dâhil edilmesi ile, isimleri için eylem yapan Türk ve Müslümanlara üst düzey ve tek temsilci olarak Doğan’ın lanse edilmesini hedeflenmiştir.

Ahmet Doğan’da bunun karşılığında, suç niteliğinde olan sözde “soya dönüş” sürecini uygulayanları yargıya taşımayı talep edeceğine, işbirlikçisi komunist diktatör Todor Jivkov ile Boyana’ da kahve sohpetine oturarak minnetarlığını gösterecektir. Daha sonra kendisi de zenginleşince, o da dostu Jivkov gibi Boyana’da kendi saraylarını inşa edecektir.

Ahmet Doğan, HÖH’ün İkinci Milli Kongresinde “soya dönüş” süreci adındaki suçu tüm Bulgar halkının toplu suçu olduğu tezini savunarak, BKP’yi aklamaktadır. BSP’nin sırf HÖH’ün desteği ile 1997 yılında iktidara gelmesi tesadüf değildir. Tamamen siyasi genlerin uyuşmasıdır.

Cellatlar ve kurbanlar birliktedir. Demokrasinin yerini alaycılık almıştır. Bu gerçekler acı ama iyi kamufle edilmiş gerçeklerdir. Bu gerçekleri değiştirme sürecinin devam etmesi nedeniyle, gerçeklere ulaşılmak da hayli zordur.

1989 Mayıs olaylarının gerçek kahramanları ve onların veliahtları hala devletten takdir ve adalet beklemektedir.

 

 

 

BENZER HABERLER
YORUM YAPMAK İSTERMİSİNİZ?(Yorum Yok)

Diyar-i Türk
sosyalsosyalsosyalsosyalsosyalsosyal